PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Genel Kültür


TuNc
20.09.07, 05:00:41
Erkeklerin dörtte üçü cinsel birleşmeden 2 dakika sonra orgazm oluyor.

Hadım erkekler, cinsel yaşamı sınırsızca yaşayanlara kıyasla 13 yıl daha fazla yaşıyor.

Kadınların yüzde 12'sinin sperme karşı alerjisi bulunuyor.

Amerikan Koku ve Tad Alma Derneği'ne göre kadınlar en çok kabak, muz kabuğu ve salatalık kokusunda baştan çıkıyor.

Hemcinslerine göre daha fazla österojene sahip olan sarışınların anne olma şansı daha yüksek.

Seks daha fazla sakal çıkmasına yol açıyor.

Her yıl 250-1000 kişi (kadın-erkek) mastürbasyon yaparken ölüyor.

TuNc
20.09.07, 05:26:59
*bir tsunami dalgası saatte yaklaşık 800 km hızla ilerleyebilir.
*ingiltere'deki bazı kuşlar evlerin kapısına bırakılan süt şişelerinin kapağını delerek beslenmeyi öğrenmişlerdir.
*ilk kule saati 1404 yılında moskova'da yapılmıştır.
*dünyadaki tüm yaşamın %80'ideniz yüzeyinin altındadır.
*salatalığın %96sı sudur.
*eksi 90 derecede nefesimiz,havanın ortasında donar ve düşer
*biinci dünya savaşında fransa ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.
*1994 dünya kupasında bulgaristan futbol takımının 11 oyuncusunun hepsinin isminin sonu''OV''ile bitiyordu.
*kereviz yerken harcanan kalori,kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.
*örümcek asalak böceklere düşmandır ve çin'de tarlalara salınıp,tarıma zararlı böceklere karşı kullanılır.

TuNc
20.09.07, 05:30:50
Bilgisayar başındayken dikkat


Bilgisayar başında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak bel ve boyun fıtıklarına yol açıyor. Sinir dokularının el bileğinde sıkışıklığa uğraması sonucunda bilek kanalı sendromu oluşuyor.

Teknolojinin her geçen gün, kendini büyük bir hızla yeniliyor olması, insanların masa başında daha fazla zaman geçirmesine neden oluyor.

Günümüzün endüstri çağında makine-insan ilişkisinin artması sonucu, fiziksel çevrenin insana uyumlaştırılması süreci, insan sağlığı açısından büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, fiziksel ergonominin yanı sıra artık insan zihnine seslenen bilgisayar yazılımları, internet, web tasarımı öğelerinin insana uyumundan söz edilmesine karşın, olumsuz koşullarda çalışan insanların her geçen gün artıyor.

Ergonomik olmayan koşullarda çalışmak, insanların üretim gücünü olumsuz etkiliyor. İşverenlerin çalışanlarından daha fazla verim almaları için, onlara uygun fiziksel ortamı sağlamaları gerektiği belirtiliyor.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'ndan Uzman Dr. Demirhan Dıraçoğlu, masa başında ve bilgisayar önünde ergonomik olmayan koşullarda çalışan insanların, kaslarında ve ligaman gibi yumuşak dokularında rahatsızlıkların oluşabileceğini söyledi.

"Yanlış oturma bel fıtığına neden oluyor"

Dıraçoğlu "Çalışma ortamlarında uygun sandalye ve masa gibi ergonomik şartlar sağlanmadığı takdirde, bel ve kalça eklemine yayılan sorunlarla karşılaşılabilir. Bu durum bel ve boyun fıtığına neden olur " dedi.

İnsanların ofis hastalıklarından haberdar edilmesi gerektiğini belirten Dıraçoğlu şöyle konuştu:

"Bilgisayar kullanan kişi dik oturmalı ve ufak bir yastıkla beline destek vermelidir. El bileği mause'u kullanırken ne öne çok eğik, ne de geride olmamalı, ideal olan bileğin 20 derece açıklıkta tutulmasıdır. Uzun süre aynı pozisyonda kalınmamalı, yarım saat süreyle 5-10 dakika ara verilmelidir."

TuNc
20.09.07, 05:32:12
Londra'daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 15 ipucu verdiğini ortaya koydu.
Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.
"Prof. Wale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Wale'nin "İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:

1.Tırnaklar :
Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi sayın :
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler :
Aynada gözlerinizden birine bakın. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakın :
Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü :
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü :
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş :
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz? :
Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek :
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

10. Doğum kilonuz :
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı? :
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı :
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü :
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14.Dişlerinizi fırçalayın :
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu : İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.


16. Ayak bilekleri :
Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

TuNc
20.09.07, 05:35:30
DUNYANIN EN' LERİ

Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela–1.000 m.
Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika
Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya–8.848 m.
Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey
Afrika
Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya
Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New
Mexico, ABD
Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya–394.299 km²

Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik–2.175.597 km²
Dünyanın en sıcak yeri: Al’Aziziyah-Libya–57,7 C
Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C
Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin–1.237.000.000 kişi
Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya–10.610.083 km²
Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan–0.272 km².
Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya–26.500.000 kişi
Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat 462 m.
Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya–53,9 km.
Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km.
Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama–81,5 km.
Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya–1.990 m.
Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi
Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)
Dünyanın en yüksek yerleşim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090 m. yukarıda
Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 mt. Altında
Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı

TuNc
20.09.07, 05:44:06
Yıllara göre icatlar


1900: Kont Von Zepplin ‘ZEPPLİN’i icat etti

1901: King Camp Gillette ‘Jilet’i icat etti.Patentini aldı.

1903 te 168 adet bir sene sonra ise 12.500.000 adet sattı.

1902: Elektrik Süpürgesi icat edildi.

1904: İlk kol saati icat edildi.

1905: E=m.c²

1906: Amerikalı Coolidge Tungsten ‘AMPUL’u buldu.

1908: Henry Fort 15 beygirlik 4 silindirli ilk motorlu arabayı geliştirdi.

1913: Alman Hans Geiger ‘RADYASYON ÖLÇÜM’ aletini icat etti.

1914: Elektrikli Bulaşık Makinesi kullanılmaya başlandı.

1915: Astronom P.Lowell ‘PLÜTON’ gezegenini keşfetti.

1930 da teleskopla görüldü.

1917: Renkli sinema filmi yapıldı. Radyo icat edildi.

1920: Torbo motor geliştirildi.

1921: İnsülin bulundu.

1923: İngilizler ilk uçak gemisini yaptılar

1924: Fransız Ramon ‘DİFTERİ’ aşısını buldu.

1925: Amerikalı Armstrong FM yayını yapmayı başardı.1

926: Heisenberg* Atom çekirdeğinin yapısını ortaya çıkardı

1927: Londra ile New York arasında telefon hattı kuruldu.

1929: Siemens telefonun görünümünü değiştirdi.

1930: ABD’de dondurulmuş gıda piyasaya çıktı

.1931: Yapay zekanın ilk adımları atıldı.

1932: Elektronik mikroskop geliştirildi.

1934: Otomatik çamaşır malinası ABD’de yapıldı.

1935: Gallup* kamuoyu araştırma enstitüsü kurdu.

1936: ABD’li Kendall* kortizonu buldu.

1938: İlk naylon ürün ABD’de tanıtıldıiş fırçası.

1939: ABD’li PH.Levine* kandaki RH faktörünü saptadı.

1940: Alman’lar Havadan denize fırlatılan füze yaptı. Plütonyum bulundu.

1941: Uçaktan fırlatılan koltuk yapıldı.1942: Napalm icat edildi.

1943: Sovyet’ler molotof kokteyli yaptı.

1944: Sovyetler MR’yi keşfetti.ABD’li McLeaod ve McCarthy DNA’yı keşfetti.antibiyotik keşfetildi.

1947: Mikrodalga fırın yapıldı.Plastik lens yapıldı.İngiliz Holmes*kurşun izotoplarıyla dünyanın yaşını hesapladı.

1949: 45′lik plak ABD’de piyasaya çıktı.

1950: İlk kredi kartı çıkarıldı.İlk böbre nakli ABD’de yapıldı.

1951: Transistör yapıldı.ABD’de renkli tv yayını yapıldı.

1952: ABD’de halka ilkkez sinemada film gösterildi.Fransız’lar ilk kez uçakla ses duvarını aştı.

1954: İlk transistörlü radyo alıcısı yapıldı.Doğum kontrol hapı geliştirildi.

1955: Amerikalı Leskell* EKG’yi icat etti.

1956: Kromozon sayısı saptandı.

1957:Fransa’da ilk ilik nakli yapıldı. İlk Boeing uçağı deneme için havalandı.

1958: İlk renkli Video-Kamera geliştirildi.

1960: Laser yapıldı.

1963: Hollanda’lılar ilk müzük kasetini yaptılar.

1964: Esnek lens icat edildi.

1966: İngilizler ilk Hovercraft’ı denediler.

1967: İlk kalp nakli ameliyatı yapıldı.

1968: Boeing uçağı 1000 km/s hızla uçuşunu yaptı.

1969: Ses duvarını aşan Concorde ilk uçuşunu yaptı.

1970: Video-kaset ABD’de piyasaya çıktı.Japonlar küçük hesap makinesini yaptılar.

1971: Hepatit-B aşısı bulundu.

1972: Fiber Kablo ABD’lilerce yapıldı.

1973: Scanner yapıldı. ABD genetik çağını başlattı. ABD’liler ışık hızını tespit ettiler.

1974: Bellek kartı icat edildi.

1975: İnsanın ilk genetik haritası çıkarıldı. İngiliz’ler inekten ineğe cenin nakli yaptı.

1978: Sony firması Walkman’ı üretti. İlk tüp bebek İngiltere’de doğdu.

1979: Karbon-14 yöntemi geliştirildi. Philips ve Sony* CD geliştirdi.

1980: ABD’de ilk genetik tedavi denemesi gönüllüler üzerinde yapıldı.

1983: AIDS ortaya çıktı.

1984: RU486 adlı hamileliği önleyici hap geliştirildi. Bilgisayarlarda ‘MOUSE’ kullanımı yaygınlaştı.

1986: Döllenmiş yumurtaya çekirdek nakliyle koyun kopyalandı.

1989: Japonlar* damarda dolaşabilen küçür robot yaptı.

1992: İnsandaki 21. kromozomun haritası eksiksiz çıkarıldı.1994: İnternet salgını dünyaya yayıldı.

1995: Saniyede 100 milyar işlem yapan bilgisayar geliştirildi.

1997: Koyun Dolly dünyaya geldi.

--------------------------------------------------------------------------------

TuNc
20.09.07, 05:49:19
Boks Ringleri Neden Kare?

Bilindiği gibi* 'ring' kelimesi* İngilizce'de daire* halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle 'ring' denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta* boksörler grup halinde* kasabadan* kasabaya dolaşır* oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir* en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak* başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen "ring" diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

TuNc
20.09.07, 05:53:07
Arılar Neden 6 Petek İnşa Eder


Bilindiği gibi balarıları ihtiyaçlarından kat kat fazla bal üretirler ve bunları peteklerde saklarlar. Peteğin altıgen oluşu da herkes tarafından bilinen bir özelliktir. Peki arıların neden sekizgen* veya beşgen gibi geometrik şekillerde petekler değil de özellikle altıgen petekler inşa ettiğini hiç düşündünüz mü?

Bu sorunun cevabını araştıran matematikçiler ilginç bir sonuca vardılar: "Bir alanın maksimum kullanımı için en uygun geometrik şekil altıgendir." Altıgen hücre* en çok miktarda bal depolarken* inşası için en az balmumu gerektiren şekildir. Yani arı* olabilecek en uygun şekli kullanmaktadır.

Peteğin inşasında kullanılan yöntem ise çok şaşırtıcıdır: Arılar petek inşaatına iki-üç ayrı yerden başlarlar ve aynı anda iki-üç dizi şeklinde peteği örerler. Yani çok sayıda arı* değişik yerlerden başlayarak* aynı ölçülerde altıgenler yapıp* bunları birbirine ekleyerek peteği örer ve en sonunda ortada buluşurlar. Altıgenlerin birleşme yerleri o kadar ustaca yapılmıştır ki görünürde sonradan eklendiklerine dair hiçbir iz yoktur.

TuNc
20.09.07, 05:55:01
Nasıl Sarhoş Olunur?

İlk yudumla birlikte* alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra* ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol* derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse* beyindeki görme* denge* konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için* kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse* alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır* solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD'de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10'unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında* kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar* uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar* psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi* sağlığı bozmasının yanında* aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması* hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi* şerefinize!

--------------------------------------------------------------------------------

TuNc
20.09.07, 05:59:04
BAzı Aylar Neden 31 Gün?

Olay* Sezar döneminde geçiyor. Julius Sezar* takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir veriyor. O zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.


Sosigenes de çözüyor:
HER YIL 365 GÜN ÇEKECEK. HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK. ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL 365 + 24 SAAT = 366 GÜN OLACAK. 366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün* diğer 6 ay 31 gün çekecek. Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak?
Yüce Sezar emir veriyor: 365 GUN CEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN. O zamanlar yılbaşı* Mart ayında. Yani Şubat* yılın son ayı. (September=7* October=8* November=9* December=10 da buradan geliyor) böylece Şubat ayı* 4 yılda bir 30 gün* diğer yıllarda 29 gün olmuş. Yüce Sezar* bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş: JULIUS* yani JULY.
Sonradan imparator olan Augustus* Sezar'dan aşağı kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermiş: AUGUSTUS* yani AUGUST. Ancak Julius Sezar'ın ayı 31 günken Augustus'un ayı 30 gün olur mu ? O da emir vermiş: YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN* BENİM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN. Zavallı Şubat'tan 1 gün daha Alınmış ve Ağustos'a eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı* 4 yılda bir 29 gün* diğer yıllarda 28

TuNc
20.09.07, 06:02:28
Rüya Nedir ?


Bilim adamları arasında uzun yıllar araştırmalara rağmen bir türlü çözüme kavuşturulamayan rüyanın varlığı hala sırrını korumakta ve keşfedilmeyi beklemektedir.
Rüya konusunda Doğu ve Batı bilginleri arasında zaman zaman farklı yaklaşımlar sergilenmiş ; Batı bilginleri genelde rüyanın insanın günlük yaşantısı sonucu gördüğü şey olarak yorumlarken * Doğu bilginleri bu görüşe katılmakla birlikte Allah'tan gelen ilahi bir mesaj olarak ta görmüşlerdir.
Hazret-i Peygamber'e inen vahyin sadık rüya ile başlaması ve Kuran-ı Kerim' in bir çok ayetinde bazı peygamberlere rüya ile birtakım gerçekleşecek olaylar hakkında işaretler verilmesi İslam alimlerini rüyanın üzerinde yoğunlaşmasına sebep teşkil etmiştir. Mesela Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (AS)'ın rüyası * Hazreti İbrahimin * oğlunu kurban etmek hususunda gördüğü rüya ile amel etmesi İslam alimleri açısından bir örnek olmuştur. Erzurumlu İbrahim Hakkı * Marifetname isimli eserinde insan kalb ve ruhunun uyku ve ölümle temizlendiğinden bahsederek şöyle der: "Ehlullah demişlerdir ki; Ruhun berzah alemine açılmış iki penceresi vardır: uyku* ilham.
Rüyada bazen insan ilerde başına gelecek halleri aynen* bazen de rumuzlu görür ki* bu ancak tabir ettirilmekle öğrenilir. Eğer duyu organları dış aleme kapalı * gönül aynası her türlü kötülüklerden temizlenmiş * cilalı ise Levh-i mahfuzdaki manevi suretler ve bilinmeyen emirler gönül aynasına akseder ve görülür. Eğer duyu organları dış alemle meşgul* gönül aynası paslı ise * ruh* bu alemi seyredemez.
Ruh rüyada * duyuların hafızada bıraktığı hayallerle uğraşır." Mevlana Celaleddin-i Rumi-nin meşhur Mesnevi'sini şerh eden büyük İslam bilginlerinden Sarı Abdullah ise* rüya hakkında şöyle demektedir: "İnsanda iki nevi ruh vardır: Biri hayvani ruh* ötekisi de rahmani ruhtur. Hayvani ruh* daima insandan ayrılmaz.
Tuzun eti muhafaza ettiği gibi* insanı kokmadan korur. Rahmani ruh ise* insana uyku halinde alemi melekutu seyrettirir; ahvali gaybı havassa aksettirir." Batılı bilginler ; özellikle Freud* Fromm* Jung rüya konusunda çeşitli ve uzun yılları alan araştırmalar yapmışlar ve rüyayı insan hayatının vazgeçilmez unsurlarından biri olarak görmüşlerdir. Freud* rüyayı çocuksu ve akıldışı arzularımızın bir tatmini olarak görmektedir. Rüyalarımızı oluşturan motifleri akıldışı arzularımız ve düşüncelerimiz olarak yorumlamaktadır. Uykumuzda* gündüzleri varlıklarından haberdar olmadığımız veya olamadığımız dürtülerimiz canlanmaktadırlar. Bilincimiz tarafından bastırılan ve dışlanan akıldışı nefret* hırs* kıskançlık ve özellikle de çarpık cinsel arzular* rüyalarımızda birdenbire ortaya çıkıverirler.
Freud bu akıldışı arzuları içimizde taşıdığımızı * fakat toplumun etkisi nedeniyle onları bastırmakla kurtulamadığımızı iddia etmektedir. Uyku sırasında bilincimiz tarafından uygulanan kontrol azaldığından* bu arzular canlanırlar ve kendilerini rüyalarımız aracılığı ile belli ederler. Jung'un rüya yorumuna gelince * onun rüya yorumuna yaklaşımı rüyanın amacını sorgulamak ve bilinçaltının belirli bir sembolü neden seçtiğini ve rüyayı gören kişiye kendi yaşamı ve yaşamına karşı tutumu hakkında ne göstermeye çalıştığını anlamaktı. Jung sembollerin rüyayı görene özgü bir gücü olduğunu ve dar bir yorumla sınırlanamayacağını iddia etmektedir.
Büyük rüya yorumcularından Erich Fromm ise rüyaları unutulmuş bir dil olarak görür ve geçmişin insanlar için rüya ve hayallerin zihnin en önemli ifadeleri arasında olduğunu söyler. Ona göre rüya sembolleri evrensel* geleneksel ya da rastlantısaldır. Rastlantısal semboller kişiseldir ve bireysel çağrışıma ilişkindirler. Geleneksel semboller tek anlamlıdır. Evrensel sembollerin -örneğin güneş- sıcak ve ışık gibi evrensel anlamları vardır.

TuNc
20.09.07, 06:05:55
Neden "ÇOK YAŞA" deriz?





Hapşıran bir kişiye 'çok yaşa' demek adeti hemen hemen her kültürde vardır. Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara İngilizlerin 'God bless you'* Almanların 'gesundheit'* İtalyanların 'felicita' deme adetlerinin kökeni* hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider.

İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna* ruhun ise insanın başı içinde olduğuna* hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar. Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.

Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın öğretileriyle insanlar* hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana 'uzun yaşa'* 'sağlıklı yaşa' gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.

Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna* insanı hastalıktan koruduğuna* hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara 'tebrikler' veya 'iyi şanslar' deniliyordu.

Hapşırana 'çok yaşa' denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan 'God bless you' (Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya'da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle* hapşıranlara 'God bless you' denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.

Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde 'God bless you' diyecek kimse yoksa* o kişinin kendi kendisine 'God help me' (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye edilmiştir.

Genelde 'çok yaşa' diyene 'sen de gör' yani 'sen de benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa' denilmesi de adettendir. Hapşırana 'çok yaşa' deyince hapşırmanın kesileceğine inananlar da vardır.

TuNc
20.09.07, 06:16:19
Un un patyalacı özelliği!...


Tarihte kayda geçen ilk un patlaması 1785 yılında İtalya'da Turiri'de bir ekmek fırınında* bir lambanın un tozunu tutuşturması sonucu oldu. Ölüme ve fazla zarara yol açmayan bu patlamadan sonra konu unutuldu gitti.

Modern günlerimizin başlangıcında* insanlık tarihinin ana gıdası ekmeğimizin en önemli girdisi olan unun çok ciddi bir şekilde yanarak patlayabileceğini kime söyleseniz herhalde şaka kabul eder gülerdi. 1981'de ABD'de büyük bir hububat silosu infilak edip* 9 kişi ölüp* 30 kişi de yaralanınca gülmeler durdu. 1988'de hububat bulunan yerlere belirli bir emniyet standardı getiren kuralların uygulanmasına başlanılmasına rağmen 90'lı yıllarda sadece ABD'de undan kaynaklanan ortalama yılda 13 patlama oldu.

Peki nasıl oluyor da un bu kadar tehlikeli bir şekilde patlayabiliyor? Sebebi basit. Çünkü o bir karbonhidrat. Havada toz olarak asılı duran karbonhidratın miktarı* bir metreküpte 50 gramı aşınca herhangi bir şekilde tutuşturulduğunda patlar. Un tozları o kadar küçüktür ki* anında yanar ve bu yangın diğerlerine zincirleme yayılır. Bu da toz bulutunda* ortama da bağlı olarak* patlayıcı bir güç oluşturur. Benzer durum şeker* puding ve hatta çok ince testere talaşlarında bile oluşabilir.

Bir yangının çıkması için üç şeyin bir arada olması gerekir. Hava (içindeki oksijen)* yanıcı madde (burada un oluyor) ve tutuşturucu. Silolarda insanların çalıştıkları yerlerde tutuşmak için gereken metreküpte en az 50 gram un tozu miktarına pek ulaşılamaz. Tabii burada unutulmaması gereken patlamaya sebep verenin yanıcı maddenin havada asılı duran toz miktarı olduğudur* yoksa yere serilen unda böyle bir tehlike yoktur.

Silolarda tutuşmaya sebep olan şeyler* bilinçsizce yapılan bir kaynak* bir kesme işlemi* sigara* asansörler ve konveyörlerin mekanizmalarından çıkan kıvılcımlar olabilir. Şüphesiz ortamın da çok önemi vardır. Patlamanın yarattığı büyük basınç boşalacak yer bulamazsa binayı bile yıkabilir. Açık havada ise patlama olmaz ama yine de tehlikeli bir alevlenme olur.

Hanımlar* endişelenmeyin* kurabiye veya börek yapmak için aldığınız bir kilo undan 50 gramı havaya uçmaz. Bu olay için tonlarca un gerekir. Hamur yoğurmak için balkona çıkmanıza hiç gerek yok!

TuNc
20.09.07, 06:38:37
Matemde Neden ßayraklar Yarıya İndirilir?



Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor. O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı.

Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi.

Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir. ...

slim
20.09.07, 16:07:44
bir de gemicilikte "çima riva" wardır... anlayan anlar ama yine de açıklayayım...

bir gemi personelinin diğer bir gemiye yanından geçerken "kıç"ta sıraya dizilip selam durmasıdır...
tabi selam werilen gemide üst rütbeli olması lazım, yani kimin rütbesi büyükse ona selam werilir...

"kıç" deyimi ise geminin arka kısmına werilen addır....

gemilerde (türk gemilerinde) halatı çözmek işinin emri "bismillah halatlar fora", ateş emri "bismillah atış serbest" olarak werilir...
bunun nedeni osmanlılardan kalma bir emir olmasıdır we günümüze kadar gelmiştir...

geminin gidiş yönü olan ön tarafına "pruwa", arka yani kıç tarafındaki yöne ise "pupa" denir...

geminin sağ tarafına "sancak", sol tarafına "iskele" denir...we şanlı bayrağımız daima geminin "sancak" tarafında olur...

TuNc
22.09.07, 08:00:39
En geniş ülke 17 075 200 Km2 ile Rusya'dır.
-En küçük ülke 0*44 Km2 ile Vatikan'dır.
-En zengin 3 ülke Kanada* Norveç*ABD'dir.
-En fakir 3 ülke Sierra Leone* Nijer* Etiyopya'dır.
-En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke 15 ülke ile Çin'dir.
-En uzun ve kesintisiz sınır ABD-Kanada arasındadır
-En kalabalık şehir* Japonya'nın Tokyo şehridir.26*5 milyon
-En yüksek yerleşim birimi deniz seviyesinden 5 0902 m. yukarıda olan Çin'in Wenzhuang'dır

zafer28
22.09.07, 16:25:35
İnsanlar Niçin Tokalaşıyor?

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet.Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğuda bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunui elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor idiğeride aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki tarafta kendini emniyete almak , diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadari birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.
Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı , elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir.Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.

TuNc
24.09.07, 06:19:59
En alçak yerleşim yeri deniz seviyesinin 54 m. altında olan ABD Californiya eyaletine bağlı Calipatria şehridir.
-En kuzeydeki yerleşim yeri 82*5 derece ile Kanada'nın Alert şehridir.
-En güneydeki yerleşim birimi 55 derece ile güneyde olan Şili'nin Puerto Williams şehridir.
-En ıssız yer Güney Antartik'te Tristan da Cunha adasında* hiç insan yoktur.
-En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine'dir. 689 dil ve lehçe.
-En büyük dalga Alaska'nın Liyuya Körfezinde 9.07.1958 de 524 m. olmuştur.
-Okyanusta en derin yer Mariana adalarının doğusunda 10 923 m. ile Challenger çukurudur.

TuNc
24.09.07, 06:20:40
-En uzun demiryolu tüneli Japonya'da 53.9km olan Seikan Tüneli'dir.
-En sıcak yer Libya'da 58 derece ile El-Aziziyah'dır.
-En soğuk yer -89 derece ile Antartikadır.
-En şiddetli deprem 22.05.1960 da Şili'de gerşekleşmiştir. 9.5 şiddetinde

adadan
24.09.07, 10:34:18
Zamanın birinde genç bir çocuk çırak olarak bir çömlek ustasının yanında çalışmaya başlamış.Yıllar geçmiş önce kalfa olmuş, daha sonrada ustasından izin isteyip usta mertebesine yükselmek istemiş.Ustası zamanın gelmedi diye izin vermemiş.Bu dönemi bir süre devam etmiş.Kalfa devamlı ustasından izin istiyormuş, kendisinin artık usta olduğunu düşünüyormuş.Ustası daha pişmediğini belirtip ona izin vermiyormuş.

En sonunda kendisinin usta mertebesine ulaştığını düşünen genç kalfa ustasını dinlemeyip, kendi çömlek dükkanını açmış.Atölyesini kurup ilk çömleklerini yapmaya başlamış, şekil ve duruş olarak çok güzel çömlekler yapmaya başlamış, tam çömlekleri ile övünürken kuruyan çömlekler birer birer çatlamaya başlamış.Bütün yaptığı çömlekler kuruduktan sonra çatlıyormuş.Soluğu boynu bükük ustasının yanında almış.Durumu anlatmış, ustası hafif bir tebessümle ben sana henüz usta olmadığını söylemiştim demiş.Ve beraber tezgahın başına geçmişler, beni iyi izle demiş.Usta çamuru tezgaha koyup çömleği elleriyle oluşturmaya başlamış.Dönüp kalfasına sen bu zamana kadar hep ellerime hünerime baktın ona dikkat ettin,şimdi komple izle demiş.Usta çömleğe şekil verirken tezgahta dönen çömleğin her noktasına "püf püf" diye hava üflüyormuş.Kalfasına dikkat ettinmi yaptığıma demiş.Kalfası evet manasında kafasını salladıktan sonra peki neden böyle yaptığını sorunca " Çömlek çamurunun arasında hava kabarcıkları kalır, bu hava kabarcıkları çömlek kuruyunca dışarı çıkmak ister bu sebeple çömlekte çatlak oluştururlar, çamurun tane yapısını bozarlar(Erdem ve Seçkin malzeme dersinden bilir :D ) işte püf püf yaparak bu hava kabarcıklarını daha çömleği oluştutuken patlatırımki,ileride deformasyon yapıp çatlamasın" diye...

İşte arkadaşlar her şeyin bir "püf noktası" vardır.Bu deyimde bu hikayeden gelmiştir :)

TuNc
25.09.07, 03:48:51
Dünya En Geç 2100 Yılında Ömrünü Dolduracakmış

Arkadaşlar gazeteoku adlı bir kaynaktan gazeteleri okudum ve gazetede şunu gördüm; BM(Birleşmiş Milletler)'nin toplantı düzenlediğini ve toplantı sonucunda dünyanın 2100 yılına kadar ne yapılırsa yapılsın kesinlikle yok olacağını daha doğrusu yaşanmaz hale geleceğini belirlemişler...Buna göre İstanbul, Ege falan hep denizlerin altında kalacakmış hatta bi 50 yıl sonra kar yağmayacakmış bir daha..

.Alıntıdır By TuNc

TuNc
25.09.07, 03:52:47
rüya kac sanıye surer!!!!!!

Bilim adamları rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamadılar. Bir kısmı birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken bazıları da saatlerce devam eden rüyaların mevcut olduğu fikrinde ısrar etmekteydiler. Bu tartışmalar devam ederken, Dr. B. Klein adında Amerikalı bir bilim adamı yardımcıları ile birlikte hummalı çalışmalara koyuldu. Gönüllü olarak seçtiği bazı kimseleri hipnotize ederek uyuttu. Belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinledi. Neticede, bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğünü tespit etti. İşin enteresan tarafı şuydu ki ; uyandırdığı gönüllüler üç beş saniye süren rüyalarını saatlerce anlatabiliyorlardı. Hatta bir kısmının rüyası yazılsa ortaya kalınca bir macera romanı çıkabilirdi. Dr. Klein yılmadan tecrübelerini sürdürdü. Bu iş üzerinde sarf ettiği pek çok mesai sonunda vardığı netice; en uzun rüyanın doksan saniyeyi geçirmediği idi. Bu konudaki çalışmaların ardı arkası kesilmedi. Chicago Üniversitesi uzmanlarından Dr. Kleitman ve öğrencisi Aserinsky 1953 yılında geniş çapta çalışmalara başladılar. Objektif deneylerini daha sonra nörofizyolojik sahada devam ettirdiler. Dr. Kleitman otuz yıldan beri kendisini rüyadan mahrum etme denemeleri yapmaktaydı. Fakat hiç bir zaman bir haftadan fazla tahammül gösterememişti. Otuz yıllık çalışması aradığı sonucu vermeyince başkaları üzerinde değişik denemeler yapmaya başladı. Deneyin sonunda , rüya esnasında kısa ve uzun süren süratli göz hareketlerine şahit oldu. Denemeye tabi tuttuğu kimseleri, göz hareketlerinin başladığı ve bittiği devrenin muhtelif bölümlerinde uyandırdı. Böylece her defasında kişilerin rüya görmekte olduğunu öğrenmiş oldu. Bu tespitin doğruluğunu ilim çevrelerine delilleriyle sunmak gereğini duydu. Ömrü boyunca hiç rüya görmediklerini iddia eden kimseleri toplayıp onlar üzerinde tecrübeler yaptı. Göz hareketlerinin başladığı anda uyandırdığı bu kimseler hayret ve şaşkınlık içinde ilk defa rüya gördüklerini söylediler. Dr. Kleitman bundan şu sonucu çıkardı. Herkes rüya görmekte, fakat bazı kimseler rüyalarını hatırlayamamaktadır. Rüyanın objektif olarak en kuvvetli delili ise uyumakta olan kimsenin süratli göz hareketleridir.

adadan
25.09.07, 14:07:21
Vakti zamanında ağzından küfür eksik olmayan bi kişi varmış.Her lafa küfürlü başlar, herşeye küfürlü tepki verirmiş.Çevresinden çok tepki gören adam ne yapsa ne etse bu huyundan bir türlü vazgeçememiş.Kendiside bu durumdan çok rahatsız olmaya başlamış, cemiyet hayatına giremez olmuş.Neticede o yörede bulunana bir dergaha kendini atmış.Şeyhine meramını anlatmış ve küfür belasından artık kurtulmak istediğini söylemiş.Şeyh O nu dikkatlice dinledikten sonra, bundan sonra benim yanımda kalacaksın, yanımdan ayrılmayacaksın demiş ve adama bir avuş bakla vermiş.Şimdi bu bakla tanesini dilinin altına koy, ne zaman küfür etmeye kalksan ağzındaki bu bakla diline takılsın ve şeyhinin sözü aklına gelip küfür etmessin demiş.Diğer baklalarıda cebine koy, ağzındaki iyice ıslanınca değiştirirsin demiş.Şeyhinin dediklerini yapan adam ne zaman küfretmeye kalksa ağzındaki bakla ile şeyhi aklına gelip küfürden vazgeçermiş.Böylece yavaş yavaş bu huyunu bırakmaya başlamış, ama iyice bırakana kadar bakla testi devam etmiş.

Günlerden bir gün Şeyhi ile birlikte çarşıya çıkmışlar.Bir evin önünden geçerken cama bir kız çıkmış ve şeyhim bir dakika beklermisiniz demiş.Beklemeye başlamışlar bu arada yağmur yağmaya başlamış.Kız tekrar camda görünmüş Şeyhim bir dakika beklermisiniz diye tekrarlamış.Şeyh önemli bir konu var diye bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında adamla birlikte beklemeye devam etmiş.Yağan yağmurdan iyice sırılsıklam olmuşlar.Kız tekrar cama çıkmış "Tamam şeyhim gidebilirsiniz" demiş.Şeyh"Peki kızım bizi niye beklettin burada yağmur altında "deyince, kız Şeyhe dönüp" Annem tavukları kuluçkaya yatırıyorda sarıklı cüppeli birine bakıp yatırırsak civcivler erkek olur dedi,onun için size bakıp kuluçkaya yatırdık" deyince Şeyh adama dönüp

"Çıkar oğlum ağzındaki baklayı" demiş.Bu deyimde buradan gelmiş.

Bu hikayeden forum adına çıkaracağımız ders "Özel ve genelden" küfürlü konuşmalara dikkat edeceğiz.Baklaları ağızımızda tutacağız :D

adadan
27.11.07, 12:04:48
Belgesellerde hayranlıkla izlediğimiz , çevikliği ve gücü ile yabani hayatın en yırtıcı hayvanlarından olan leoparın (pars,panter) en büyük cinsinin pantera pardus (anadolu leoparı) ülkemizde yaşamış olduğunu kaçımız biliyor acaba?

Bir zamanlar Ege, Toros Batı Karadeniz ormanlık alanlarında yaşamış olan bu hayvan, ülkemize has bir leopar cinsiydi ve maalesef avcılarımızın bilinçsiz müdahelesi sonucu , son 20 yılda hiç görülmemiş ve neslinin tükendiği varsayılmaktadır.

slim
25.12.07, 20:31:14
dünya kupası ilk defa 1930 yılında Uruguay'da yapıldı...
we kupayı müzesine götüren ilk takım ew sahibi Uruguay oldu...

slim
02.01.08, 18:29:54
ABD'NİN VERGİ ÖDEDİĞİ TEK DEVLET
Aşağıda tarih, Türk denizciliği ve Osmanlı tarihi açısından çok ilginç bir belge:
A.B.D. bandıralı ticaret gemileri, Akdeniz de 1773 den itibaren seyretmeye başlamışlardı.
Fakat bilhassa Akdeniz tamamıyla Osmanlı Denizcileri nin kontrolünde idi.
Bu görevi, Cezayir Beylerbeyimize bağlı filolar sürdürüyordu.
İste bu yüzden A.B.D. gemileri de, Cezayirli görevlilerle anlamsak
mecburiyetinde idiler.

Yeni kurulan A.B.D. harp gemileri ise, kendi teknelerini gemilerini korumaktan uzaktılar.
Durumu gözden geçiren, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, Cezayir Beylerbeyimize müracaata karar verdi.
Yapılan müzakereler sonunda, anlaşmaya varildi ve 05 Eylül 1775 tarihinde bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşmaya göre; Amerika Birleşik Devletleri, her yıl Cezayir
Beylerbeyi mize 642.000 Altın Dolar ve 12.000 Osmanlı Altını vergi
ödemeyi kabul ve taahhüt etti.

Bu vergi anlaşması A.B.D. tarihinde, İngilizce dışında yabancı dille(Osmanlı Türkçesi) imzalanan tek anlaşmadır.

Ayrıca bu anlaşma Amerika nın, tarihleri boyunca başka bir devlete vergi ödemeyi taahhüt ettikleri tek antlaşmadır.

Anlaşma 35 sene sonra 1810 da İngiliz gemilerinindi devreye girmesiyle kendiliğinden fesholmuş.

Anlaşma fermanları karşılıklı olarak halen İstanbul'daki Deniz Müzesinde ve Washington müzesinde bulunuyor.

Anlaşmada ABD yi temsilen Başkan, Osmanlı'yı temsilen Padişah ve hatta
sadrazam bile değil, şimdiki Vali statüsünde olan Beylerbeyinin imzası bulunuyor.

Bu tarihi vesikayı, devletleri adına imza eden görevliler :

George Washington (A.B.D. Başkanı) ve Hasan Paşa (Cezayir Beylerbeyi)

Nereden nereye deyip iç geçirenler için işte bir örnek daha.

TuNc
09.01.08, 05:28:15
Okyanusun en derin noktası Pasifik Okyanusu'nda, Guam Adası'nın güney batısındaki Mariana Çukuru'dur. Derinliği tam tamına 11033 metredir. Bir kilogram ağırlığındaki bir cismin okyanusun en derin noktası olan Mariana Çukuru'na ulaşması tam bir saat alır

Bİlmemek ayip Degil Bende Yeni Ogrendim !. ::D:D:D:D

TuNc
10.01.08, 06:10:21
Bunlari bilmesenizde Olur !. Ama okuyon Hosunuza Gitcek !.

Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arızaların %23 unun, makinenin üstüne oturup kendi popolarının fotokopisini çekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldiğini

İnsan elinde; en yavaş uzayan tırnak başparmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.

Eiffel Kulesi'nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.

İnsan saçı 3 kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

Bir erkek, hayatının ortalama 3350 saatini tıraş olmak için harcar.

Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.

Hapşururken burnu ya da ağzı kapamak, felce neden oluyor.

Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.

slim
11.01.08, 01:43:18
Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya
gröe, kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı
ömneli dğeliimş. Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain
yrenide omlsaımyış.

Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.
Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün
oalark oykuorumuşz. Bkaın nsaıl da dzugun
oukduunz, iglnic dgiel mi?

slim
16.01.08, 19:55:02
merak edenler için...

Arama motorlarının önemi

Indexleme terimini belki ilk defa duyuyorsunuzdur. Bu yüzden bir açıklama yapalım. Buradaki indexleme arama motorlarının sizin sitenizi kendi veritabanına kaydetmesi demektir. Bu kısa bilgiden sonra Google’ın sitenizi nasıl indexlediğini yani veritabanına nasıl kaydettiğini açıklayalım.

Google arama motorunun 3 adet bilinen “bot” u vardır. Peki bot nedir? Bot arama motoru yazılımlarının bir parçasıdır. Sitenizin her sayfasına girer, kategorilendirir ve son olarak da veritabanına kaydeder.

Google’ın iyi bilinen 3 botu: Adsense Botu, FreshBot ve DeepCrawl…

Adsense Google’ın webmasterlar için sitelerinde içeriklerine göre reklam yayınlayıp para kazanabilecekleri bir sistemdir. Tahmin edeceğiniz gibi Adsense Botları bu reklamları yayınlayan siteler içindir. Sitenin içeriği değiştikçe veya yenisi eklendikçe Adsense reklamları içeriğe göre reklam yayınlamak için her değişmeden sonra 15 dk. içerisinde gelirler ve yeni yerleri indexleyip giderler.

Fakat bizi asıl ilgilendirenler FreshBot ve DeepCrawl botlarıdır…

Freshbot sitenizdeki en popüler ve yeni sayfalar ile ilgilenirler. Bunun bir veya binlerce olması önemli değildir. Amazon.com ve CNN.com gibi sitelerin sık sık güncellendiği ve çok talep aldığı Google tarafından fark edildiğinden beri bunun gibi siteleri her 10 dakikada bir ziyaret edip kaydeder. Diğer tipik sitelere bu botun uğrama sıklığı popülerlik ve güncelleme ile orantılı olarak 1 ile 14 gün arasında değişir.

Bir FreshBot sitenizi ziyaret ettiğinde sitenizdeki linkleri tek tek gezer ve onları bir veritabanına kaydeder. Bu sayede DeepCrawl sitenize geldiği zaman bu linkler ona yol gösterir ve işini yapmasına yardımcı olur.

DeepCrawl ise ayda bir sitenize uğrar ve sitenizdeki bütün bilgileri indexler. Bu sitenizdeki yeni bilgilerin Google sonuçlarında neden bir ay sonra çıktığının da göstergesidir…

Kısaca Google arama motorunun indexleme prensibini anlattık. Şimdi artık yavaş yavaş SEO ile ilgili daha detaylı konulara gireceğiz.

slim
01.02.08, 00:47:57
Soru 1.
Sekiz çocuğundan üçü sağır, ikisi kör, biri zeka özürlü ve kadının kendisi frengili...

Kadın hamile, kürtaj olmasını önerir misiniz ?

Aşağıdaki cevabı görmeden bir de şu soruyu okuyun.

Soru 2.
Dünya liderini seçme zamanı ve sizin oyunuzun önemi çok büyük. İşte adayların özellikleri:

Aday A: Bir takım kötü politikacılarla işbirliği halinde, astrolojistlere danışıyor. İki metresi var. Bir sigara yakıp diğerini söndürüyor ve günde 8 ila 10 martini içiyor.

Aday B: İki kez işten kovulmuş, öğleye kadar uyuyor, üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her akşam neredeyse yarım şişe whisky deviriyor.

Aday C: Bir savaş kahramanı, vejetaryen, sigara içmiyor, çok nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Hangi adayı seçerdiniz ?

bi ara cvpları yazarım...

ewet 3-5 cewap yazıldıktan sonra açıklamalara geçicem... güzel bir paylaşım inanın...
herkes 1 we 2. sorulara yanıtlarını yazsınlar... amıdiim bemidiim cemidiim :) ne diim :D

slim
02.02.08, 04:16:21
İNGİLTERE'DE TRAFİK NEDEN SOLDAN AKAR_?

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı. Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarım emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma'ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

adadan
16.08.08, 12:23:01
Yörenin birinde o bölgenin avcılarının toplandığı bir kahve varmış.Her avcı oraya uğrar ne vurdu ne kaçırdı orada sallarmış :D pardon anlatırmış.Avdan gelen tüfeği fişekleri şöyle masaya yatırıp herkese bir çay söyledikten sonra kaç kurt vurdu kaç ayıyla boğuştu bi vuruşta kaç kuş devirdi başlatırmış sallamaya pardon anlatmaya, laf lafı açar başkası lafa girer o avcı anlatır bu avcı anlatır av geyikleri avcılık hikayeleri atıcılık hünerlerini gösterirmiş herkes

Kahvenin sürekli aynı köşesinde oturan , yapılan atıcılık sohbetlerini dikkatli dinleyen ama hiç lafa karışmayan bir adam varmış.Hergün herkes bir şeyler anlatırken o meraklı gözlerle izler çayını içermiş.Yine bir gün av hikayeleri almış başını gitmiş, en sonunda herkes sınırını zorlayıp bi vuruşta 10 kuş, bi fişekten 200 kgluk ayı vurma :D hikayeleri bitince , o günlük anlatacak hikaye kalmayınca avcılardan biri yaşlı adam dönmüş, Memet Emmi sen hiç anlatmıyon hikayelerini bide sen anlatıver demiş.Adam ağır ağır yerinden doğrulup, yiğenim demiş ben ava tövbeliyim beni mahzur görün demiş.Kalabalık hep birden ısrar edince başlamış anlatmaya..

Bir gün sazlıkta av araken bir turna sürüsüne rastladım, gölette durmuşlar dinleniyorlardı, aramızdaki mesafa arşın arşın , sazın arasına yattım birine nişan aldım, bastım tetiğe, fakat oda ne, o kadar uzak mesafeden turnanın gözünü yüzüne zarar vermeden vurmuşum, kurşun bir gözünden girip öbür gözünden çıkmış, hayvancağız kör olmuş ciyaklıyordu, nereye gideceğini bilemez şekilde koşuyor , uçuyordu, onun ciyaklamasına benim yüreğim dayanmadı , o arada diğer turnalar hep birden ses çıkararak havalnmaya başladılar ve kör turna onların sesini takip ederek uçmaya başladı.İşte yiğenin o günden sonra turnalar havada birbirinin peşi sıra uçmaya başladı , hala hep öyle uçarlar :D.

Hikayeyi duyan diğer tüm avcılar sus pus kesilmişti.Yıllardır bu kahvede hikaye anlatırlardı fakat böyle bir atmasyon hiç birinin aklına gelmemişti.En sonunda Memet Emmiye hikayeyi anlattıran avcı döndü

- Ulen Memet Emmi yıllardır durdun durdun turnayı gözünden vurdun.:D

slim
23.09.08, 01:14:01
Dünyanın Yedi Harikası, tamamı insanoğlu tarafından inşa edilmiş, olağanüstü antik yapı ve yapıtlardır. Ayrıca Antik Dönemin Yedi Harikası adıyla da anılırlar. İlk olarak M.Ö. 5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılan bir kavramdır. M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros tarafından ilk olarak "Dünya'nın yedi harikası üzerine" (Περὶ τῶν Ἑπτὰ Θεαμάτων) adlı eserle oluşturulmuştur. Günümüzde geçerli kabul ettiğimiz 7 harika listesi, M.Ö. 2. yüzyılda son şeklini almıştır.

Günümüzde, Dünyanın Yedi Harikası'ndan sadece Keops Piramidi ayaktadır. Diğerleri yangın ya da deprem gibi nedenlerle yokolmuşlardır.

1-keops piramidi

2- Babil'in Asma Bahçeleri

3- Zeus Tapınağı

4-Artemis Tapınağı

5- Rodos Heykeli

6- İskenderiye Feneri

7-Halikarnas Mozolesi

son olarak da dünyanın 8. harikası olmaya aday yeni bir harika daha war:

8-MARMARALI ÇOTANAKLAR (aday) :D

dünyanın 7 harikasının resimlerini de ekleyeceğim... ilki keops piramidi...

slim
23.09.08, 01:16:01
Keops Piramidi

Keops PiramidiGiza Piramitleri'nin üçü birden dünyanın yedi harikası listesine dahil değildir. Piramitlerden sadece Keops Piramidi bu listeye girmiştir. Keops Piramidi, 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırıldı. Yapımının 20 yılı aştığı sanılmaktadır. Piramit yapıldığında 145,75 m. yüksekliğindeydi. Yapıldığından itibaren 43 yüzyıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir. Keops Piramidi ilk inşa edilen olmasına rağmen dünyanın yedi harikası arasında günümüzde ayakta duran tek yapıdır. Bu yüzden dünyanın 7 harikasından biridir.

http://img218.imageshack.us/img218/8131/kheopspyramiddb6.jpg (http://imageshack.us)

slim
24.09.08, 01:07:31
Babil'in Asma Bahçeleri

M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.

Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.




Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.

Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi

Nebuchadnezzar, matrix filmindeki geminin adıdır:D

TuNc
06.03.09, 03:08:59
HERTÜRLÜ İÇERİM!. ALKOLSUZ HAYAT OLMAZ DİYENLER!OKUYUN!.

Eğer ki odaklanmada ya da konuşmada güçlük çekme gibi içkinin verdiği ilk sinyalleri göz ardı
edip, alkol almaya devam edersekkendimizi düz bir çizgide yürüyemeyecek kadar kaybedebiliriz. Bunun nedeni, alkolün beynin ince motor hareketlerini denetleyen bölgesi olan serebellumu etkilemesi. Eğer ki, parmağınızla burnunuzun ucuna dokunmakta zorluk çekiyorsanız "serebellum"unuz etkilenmiş demektir.

Alkol ve Bayılma
Hepimiz ayağa kalktığımızda kan basıncımız düşüyor ve vücudumuz istemsiz olarak kan damarlarını daraltıyor. Yüksek miktarlarda alkol alan kişiler ayağa kalktıklarında ise kendilerini kaybederek bayılabiliyorlar. Çünkü kan damarlarındaki bu reflekssel sistem alkol tüketimi fazla olan kişilerde çalışmıyor.

Alkol ve Beyne Etkileri:
Yüksek miktarlarda alkol tüketimi beyne oldukça büyük zararlar verebiliyor:
Medulla & Beyin Sapı bedenin hayati fonksiyonlarını kontrol eden beyin merkezleri. Çok fazla alkol tüketimi, beynin bu merkezlerinde hasara yol açabiliyor; kişinin bilincini kaybetmesine neden olabiliyor. Daha da korkuncu, bu bilinç kaybı ölüme kadar varabiliyor.


Alkolün Uzun Dönemde Bedene Verdiği Zarar:
Uzun dönemler boyunca yoğun miktarda alkol tüketen kişiler karaciğer sorunlarıyla yüz yüze geliyor. Etanolü kıran enzim olarak bilinen alkol dehidrojenaz fazla miktarlarda salgılanmaya başlıyor. Bu da bağımlılığı daha da körükleyerek vücutta benzer etkilerin görülebilmesi için daha fazla miktarlarda alkole gereksinim duyulmasına yol açıyor. Karaciğer kapasitesinin üstünde çalışmaya başlıyor, hücreler ölüyor ve doku sertleşiyor. Sonuçsa; SİROZ.

Alkolün uzun süreli diğer etkileri.
* Kalp hastalıkları
* İnme
* Bunama
* Kasların zayıflaması (miyopi)
* Kanser (karaciğer, kalın bağırsak, göğüs)

Alkol bağımlılığı ne demek? (Dünya Sağlık Örgütü tanı ölçütleri)
Aşağıdaki kriterlerden en az üçünün bulunması gerekiyor:
* Alkol içmek için güçlü bir istek
* Alkol alma davranışını denetlemede güçlük ( alınan alkol miktarını ayarlayamama, kullanım süresini ayarlayamama, başarısız bırakma girişimleri)
* Alkol kullanımı azaltıldığında yada bırakıldığında tipik yoksunluk belirtileri.
* Alkol ile gerekli iyilik halini elde etmek için (rahatlık, sarhoşluk, keyif ) gittikçe artan miktarlarda alkole gereksinim duyma (tolerans gelişimi)
* Alkolü elde etmek, kullanmak ve etkilerini gizlemek için harcanan zaman ve çabanın diğer ilgi ve uğraşlara yer vermeyecek şekilde giderek artması
* Aşırı alkol kullanımı nedeni ile ruhsal, sosyal, fiziksel zararlar ortaya çıkmasına rağmen alkol kullanımını sürdürme

Alkol Bağımlılığı (DSM-IV kriterleri)
12 aylık süre içerisinde aşağıdakilerden bir ya da daha fazlasının görülmesi gerekiyor:
* Üstlenilen sosyal rol sorumluluklarının yerine getirilmemesi: Örneğin, alkol kullanımına bağlı olarak işe gitmeyi aksatma, okuldan kaçma ya da ev işlerini ve çocukların bakımını göz ardı etme.
* Fiziksel kazalara açık olma: Örneğin, alkol tüketimine bağlı olarak araba kullanırken yapılan dikkatsizlikler.
* Legal sorunlarla karşı karşıya gelme: Örneğin, alkollü araba kullanırken trafik polislerince durdurulmak.
* Sosyal ve kişilerarası sorunlar yaşama: Örneğin, alkollüyken kavgalara karışmak.

Psikoterapi tedavide nasıl yardımcı oluyor?
Uygulanan bireysel ya da grup psikoterapileri sırasında psikologlar, kişilerin niçin alkol tükettiğinin altında yatan psikolojik süreçleri sorguluyorlar. Hastaların motivasyonunu arttırarak içki içmelerini tetikleyen durumları sorgulamalarına ve yeni baş etme stratejileri geliştirmelerine yardımcı oluyorlar. Terapi, kişinin içkiyi bırakmasıyla da sonlanmayabiliyor. İyileşen hastaların içkiye tekrar başlamasını önleme aşamasında da psikolog yardımı işe yarıyor. Alkol tedavisi sırasında aile terapileri de uygulanabiliyor. Bu terapiler, ailenin geçirdiği bu geçiş döneminde alkol içen bireyin iyileşmesiyle aile ilişkilerinin tekrar düzenlenmesine yardımcı oluyor.

muhammetevli
05.06.09, 21:02:01
TÜRKLER HAKKINDA SÖYLENENLER

insanlari yücelten iki büyük meziyet vardır:
- erkeğin cesur
- kadının namuslu olması
Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. icabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.
işte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. bundan dolayıdır ki, Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler"
Napoleon Bonaparte -Fransız İmparatoru

Yabancı aydın , devlet adamları ve sanatçılar gözünden Türkler (Biz kendimizi biliyoruz ama objektif gözlerden nasıl göründüğümüzde çok önemli bence, AB Birliği bize sahip olduğumuz yüce değerlerden vazgeçmemizi ancak böyle Avrupalı olacağımızı söylerken Onların Büyük devlet adamları ve sanatçıları Türkleri nasıl tarif ediyor)
.
"Türklerden bahsediyorum... Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız
bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür.
Gönül açan bu yeli yıldırma, göz kamaştıran bu gölü çoşkun bir denize çevirmek tabiatı da inciten bir
gaflet olur." Tasso - İtalyan Şair
.
"Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir.
Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; hakiki misafirperverliğin ne demek
olduğunu orada görüp öğrenirsiniz." William Martin
.
"Irk ve millet olarak Türkler, bence geniş imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta
gelenedir. Dini, sosyal ve örfi faziletleri, tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır."
Lamartine-Fransız Yazar,şair ve Devlet adamı.
"Poltava'da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş... Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim, Türklerin
esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok,
zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asalatin, nezaketin esiriyim.
Türkler beni işte bu elmas bağa sarılar. Bu kadar alicenap, bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin
arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı."
Demirbaş Şarl -İsveç Kralı (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır)
.
"Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek
kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün.
Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var:
Türklerin yaşayan hatıraları! Üç - dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de
silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare
etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve
nesillere nakşedebiliyorlar." M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)
.
"Türkleri seviyorum... Onlar Cennet'ten bir köşe olan eşsiz memlekete yaraşan eşsiz insanlardır.
Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz ve pek aziz.
Fakat Türkler de aziz, çok aziz."
Conte De Bonnoval -Fransız Generali
.
"Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan
dirayetli hiç bir kavim yoktur. Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır." İbn-i Hassul
Ve işte en Önemlisi Avrupa Birliği denen sürünün suratına tokat gibi ineni, bu sözleri Ünlü bir İtalyan Ütopya kuramcısı ve Filozofu 17. Yüzyılda söylüyor
.
"Yeryüzünde bir 'Güneş Ülke' bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, dil hürriyetine, din ve vicdan
hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana inandırıyor.
Madem ki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil
Türkler var; üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir 'Güneş Ülke' yarın neden
vücud bulmasın?"
Campanella-İtalyan düşünür.( Güneş Ülkesi Ütopyası'nın sahibidir.)
.
Türkler canlı ve yaşamaya kabiliyetli olduklarını her fırsatta ve hayrete değer bir kahramanlıkla ispat etmekten geri kalmıyorlar.
lord beaconsfield
.
Türk, asillerin asilidir. yapma olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüce asalet ona tabiatın hediyesidir. pierre loti
.
Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. işte Türk bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. zaten avrupa'nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı. çarnayev(rus komutan)
.
silahlı milletin en canlı misali Türklerdir. bu diyar köylüsünün orak, katibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür. moltke
.
Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. lamartine
.
savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır. tawsend (ingiliz komutan)
.
doğulu önderler, milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar: iyi yola götürmek ve kötülüklerden korumak. bu asil hareket ruslardan fazla özellikle Türklerde göze çarpıyor. auguste comte
.
Türk kadınlarının en büyük süsü türk oluşlarıdır. onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır.
lady mary wortley montagu
.
Türklerin yaradılışlarında semavi bir azamet, gönül alışlarında meleklerde bulunmayan bir mahviyet var. bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. vatan aziz ve pek aziz. lakin Türk de aziz ve çok aziz!
conte de bonneval (humbaracıbaşı ahmet paşa)
.
Türkün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. fakat pek güç olan, Türkün özünü göstermektir. bu öz, ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez. decamps (fransız ressam)
.
.
kim ki en halis Türktür, kim ki eşyaları ve insanları layık olduğu mevkide görür, kim ki paraya değer vermez, kim ki iç duyguları dış durumlara bağlı değildir, o muhakkak ki kendisini bu özelliklere sahip olmayan birçok millete üstün sayacaktır.
kayzerling (alman filozof)
.
Türkler merhametli ve hoşgörülüdürler. inanmadıkları gerçeklerin yanıbaşlarında yaşamasına göz yumarlar. bu, kendi güçlerine gururlu bir şekilde güvenmekten ileri gelse bile pey asilanedir. chateu briand
.
çanakkale'de başarılı olamadık. nasıl başarılı olurduk ki? zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle, cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. böyle bir millet görmedim.
sir julien corbet
.
Türk dilini incelerken insan zekasının dilde başardığı büyük mucizeyi görürüz.
max muller
.
Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsınız. yalnız ona iyi bir komutan gerektir.
mulman
.
toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. vatandaşların birbirlerine karşı borçlu oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. çünkü onların övülmeye değer hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan, güveni suistimal etmekten çekinmeleridir.
monradgea d'ohsson
.
kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve yerine getirirler. bu noktada müslümanla müslüman olmayan arasında hiçbir fark gözetmezler.
monradgea d'ohsson
.
Türkü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türkün vakur kalışı, kuşku yok ki körlerin gerçeği, eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır. bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluyor.
pierre loti
.
her Türk kendini aslan, düşmanını av, atını ceylan bilir.
semame ibni eşreş
.
eğer bir Türk devleti olmasaydı yaratmak gerekirdi.
thiers
.
Türkün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur.
thomas thorsten
.
TÜRKLER SİZE DOKUNMADIKÇA SİZ DE ONLARA SAKIN DOKUNMAYIN
Hz. Muhammed(S.A.V)
.
Son olarak Tüm Kalbimle inandığım bir söz:
"Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski
ışığını bulacaktır." Feldmareşal von Moltke -Alman Genelkurmay başkanı

slim
02.07.09, 21:16:47
Keops Piramidi

Keops PiramidiGiza Piramitleri'nin üçü birden dünyanın yedi harikası listesine dahil değildir. Piramitlerden sadece Keops Piramidi bu listeye girmiştir. Keops Piramidi, 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırıldı. Yapımının 20 yılı aştığı sanılmaktadır. Piramit yapıldığında 145,75 m. yüksekliğindeydi. Yapıldığından itibaren 43 yüzyıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir. Keops Piramidi ilk inşa edilen olmasına rağmen dünyanın yedi harikası arasında günümüzde ayakta duran tek yapıdır. Bu yüzden dünyanın 7 harikasından biridir.

http://img218.imageshack.us/img218/8131/kheopspyramiddb6.jpg (http://imageshack.us)

transformers filminin ikinci serisinde aha bu görmüş olduğunuz pramidi kırp geçiriyolar (üst kısımlarını)...


mısırlı yetkililerle dawalık olmuşlar...9,5 milyon yüro zarar olduğu söyleniyor...
mesela yani:)

muhammetevli
18.09.09, 15:44:35
1 Nisan Hikayesinin Kökeni

Her ne kadar Roma imparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yilinda takvimin başlangicini Ocak ayi olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyilin ortalarina kadar Avrupa'da yeni yil geleneksel olarak, bahar aylarinin bailangiç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayinin 25'inde başlardi.

1564 yilinda Fransa Krali IX. Charles, takvimi değiştirerek yil başlangicini Ocak ayinin birinci gününe aldi. O zamanki iletişim iartlarinda bazi insanlarin bundan haberi olmadi, bazilari ise bu karari protesto etmek amaciyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan'da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunlari Nisan aptallari olarak nitelendirip bu güne 'Bütün Aptallarin Günü' adini verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapilmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olmasi mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yillar sonra takvimin aylari yerine oturup, Ocak ayinin yilin ilk ayi olmasina anlaşılınca, Fransizlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçasi olarak görmeye başladilar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yayginlaştirarak devam ettirdiler. Bu adetin ingiltere'ye ulaşmasi yaklaşik iki yüzyil sürdü, oradan da Amerika'ya ve bütün dünyaya yayildi.

l Nisan şakalarinin sembolünün 'Nisan Baliği' olmasinin nedeni ise Mart ayinin sonlarina doğru, Güneş'in Balik Burcu'nu terk ediyor olmasidir.

muhammetevli
10.12.09, 20:06:00
Gökyüzü neden mavidir ?

Gökyüzü nün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir.

Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız
ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.

Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.

Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.

TuNc
12.12.09, 13:49:26
Uc yasindan daha once olanlari nicin hatirlamiyoruz? Bilim adamlari gecmis deneyimlerimizi saklayan hafizamizin beynimizde ani veya oyku seklinde organize oldugunu ileri suruyorlar. Uc yasindan kucukler bu sekilde iletisim kurma yetenegine sahip degiller.Oyku ve anilarini anlatamiyorlar. Yer ve karakter kavramlarini anlamiyorlar. Uc yasindan kucukler duzgun konusabildikleri,anlayis, sezis ve hafiza yeteneklerine sahip olduklari halde tum olanlari bir butun olarak sekillendiremiyor, oykuye donusturemiyorlar.Hafizamiz ne yaptigini ne yapildigini 3-4 yaslarinda kaydetmeye basliyor.
Akil ile zeka arasinda fark nedir? Akil yalanla gercegi, dogru ile yanlisi ayirabilme, bir konuda dusunce yurutebilme ve gorus bildirme yetenegidir. Insan olgunlastikca akli gelisir. Zeka ise bir olayi once anlama, iliskileri kavrama, yargilama ve aciklayarak cozme yatanegidir. Genel olarak 12 yasina kadar gelisir, 20 yasina kadar surer sonra sabit kalir. Zeka bir insanin her turlu olay karsisinda ayni yetenegi gosterebilecegi anlamina gelmez. Bir besteci muzik yapitini akliyla degil zekasiyla yaratir. Fakat en basit matematik problemini cozemeyebilir. Sonuc olarak zeka, ruhsal olaylara, algi ve hafiza yetenegine, tutkulara, egilimlere gore farliliklar gosterir. Akil somut olarak olculemez, zeka IQ denilen testle olculebilir


Develerin horguclerinde ne var? Genelde horguclerinde su oldugu ve uzun yolculuklarinda bu suyu kullandiklari soylenir ama dogru degildir. Develerin horguclerinde 30-35 kg kadar yag bulunur. Yiyecek bulamadiklari zaman bu enerjiyle hareketlerini saglarlar ayrica yag col sicagina karsi koruma gorevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozalari insana gore 100 kat daha buyuktur. Soluk alirken havadaki nemin ucte ikisini kazanabilirler. Su kaybini da dokularindan kaybederler, kandaki su etkilenmez.